SeSSiz Kentime ho$ geLdiniz...

kahraman tazeoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahraman tazeoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2012 Pazartesi

Unutulmuyor

Unutulmuyor, bitmiyor, geçip gitmiyor…
Her gece olduğundan biraz daha muhtacım sana
Kırgınım aslında, kızgınım…
Hayır sana değil;
Seni kırıp üzen şu aptallığıma…
Ne olursa olsun
Zamanım da mekanım da değişmiyor
Hep her zaman aynı yere çıkıyor bütün yollar;
Sana!..

Uzun zaman oldu içimdeki maviler donalı.
Kendim seçtim sevdayı tek başıma yaşamayı.
Yalnızlığımın sorumluluğunu taşıyacak kadar da yürekli olduğumu düşünür ve söylerdim herkese gururla.
Geceler sancı olur işlerdi içime ama yüreğimde yaşattığım sevdamı düşündükçe, içime yayılan sıcaklık alıp götürürdü tüm sancılarımı…

Ne kadar zamandır böyleyim, ne kadar zamandır en yakın dostum özlem, hatırlamıyorum. Sanki zaman durdu.
Evet özlüyorum ve özlemeyi de seviyorum.
Çünkü özlemin içinde aşkım, mutluluğum, umutlarım var.
Gidenlerin ardından ağıt yakmamayı öğreneli çok uzun zaman oldu ama sen bambaşkaydın. Kimseyi senin kadar sevmemiştim ki.
Seni birine anlatmaya kalksam sözcükler yetmiyor, kelimeler acizleşiyor.
Neye benzetsem, hep bir yanın eksik kalıyor…

Gülemiyorum artık?
En iyi yapabildiğim şeyi kaybettim?
Aslında önce seni ve senle birlikte herşeyimi kaybettim.
Yanımda yoksun.
Olsan sarılırdım sana sıkı sıkı.
Bırakmazdım, sıkılır, bağırır çağırırdın ama ben biraz daha fazla sarılırdım sana.
Biliyorum benden bağımsızdın, hiç sahip olamadım sana.
Olmakta istemedim aslında, çünkü hep yanımda olacaktın…
Ya da ben öyle sandım…

Dinlediğim her şarkıda, her yağmurda ıslanışımda, dalgaların kayalara çarpışında, her nisanda ve her eylülde, sen yeniden gidiyorsun benden.
Ben bu ayrılışların acısını yaşarken, birgün gidebileceklerini düşünerek, kimsenin gelmesine izin vermiyorum…

Sana ilk satırlarımı yazdığımda, yine mum ışığı vardı odamda.
Soğuk, beyaz bir defterin her şeyi hayale dönüştüren sayfalarında, ilk kez seni yaşamıştım. Şimdi uzun yağmurların ardından yine mum ışığıyla dolu odamda, yine ve hala sana yazıyorum.
Çünkü ben her hayal kırıklığım, her duvara çarpışımdan sonra hala sana dönüyorum.

Ortasından kopartıldığı için hiçbir zaman sonu gelmeyecek günlerimize dönüp, hala seni arıyorum…
Çünkü hala seni …

18 Ekim 2008 Cumartesi

Kabuksuz Yara


Daha kaç kez ölür insan
Adına aşk denen bu intiharda
Nasılsa her cinayete bir katil bulunur
Sesimin gülen yanına bir ölüm daha sus
Hiç gelmeyenin gidişine inanmışsın
Kendinle arandaki köprüleri atmışsın
Tutunacak bir dil aramışsın dilsizlik değil
İçine akşam kaçmış sonbaharlar'a uyanmışsın
Öldürülmüş yanlarına astığın nazalık
Ağır bir uykusuzluk geçirmekte
Günü geçmiş günler satmışsın günsüzlüğüne
Dön gel oruçlarından bir suskunluk borcun kalmış
Adressiz bir gün daha geçmiş kapından
Bir kendine harammış iyi yanın
Hiç bir silah kendini vurmaz
Bu yaradan sana kabuk çıkmaz
Ve daha kaç kez ölür insan
Adına aşk denen bu intiharda.....
Kahraman Tazeoğlu

5 Ekim 2008 Pazar

Kahraman TazeoğLu


İstedim ki sık sık bLogumda şiirLerine yer verdiğim bu harika inSanı tanımayan kaLmaSın. ve onu yine onun kaLeminden tanıtıcam size...
Ben kahraman abimi çok Seviyorum eminim sizde Seviceksiniz...Yüreğinin kaLemi hiç tükenmesin canım abim.


Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.

Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.

Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.

Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.

Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır…

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.


{ Kahraman TazeoğLunu Pazartesi, Salı, Perşembe ve Cuma saat 23.00'da... Çarşamba ve Cumartesi günü saat 20:00'da istanbulunsesi radyosundan dinleyebilirsiniz.www.istanbulunsesiradyosu.com.tr }

30 Eylül 2008 Salı

Unutulmuş Yaralarıma Tuz/dur Adın


YILDIZLAR AZALIR GİTME!
BU ŞARKI YARIM KALIR GİTME!
Gitmek yazgısı asılmış boynuma,
Duramam olmadığın hiç bir yerde yar!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın,
Kavgadır kalbimin gözündeki fer..
Bir devrimin eskimiş yüzüyüm ben,
Derinimde puslu ihtilaller..
Gurbete gidiyorum,
Olmadığın yerin gurbetine...
GURBETE GİDEN DÖNER Mİ BELLİ DEĞİL BİLİRİM
BEN BİR KARAAĞAÇ GÖLGESİ BULDUM,
CEBİMDE ÜMİTLERİM...
Cebimde taşıdım ümitleri yar!
Heybemde ne var ne yoksa çalındı...
Yollarımı kesti haramiler...
Bir ciğerimi sökemediler,
Vermedim, içinde nefesin var diye!
Yanmış süt kokan sabahların eşiğinde bekleyen gece,
Gidiyorum işte...
GİTME AKLIM SENDE KALIR,
UYUYAMAM GECELERİ!
HİÇ AYRILMADIK SENİNLE...
Gidiyorum yar!
İçim köz...
Sözüm söz...
Gidiyorum!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın yar...
Ne beni seven ardımdan gelsin,
Ne düşmanlarım yoluma çıksın!
Bana bir tek kalabalığım göz kırpsın,
Arsızca.. Fütursuzca..
Tek dileğim ağlama yar!
Birgün gelir, bu hasret biter...
Ağlama yar!...
AĞLAMA YAR!
BİRGÜN GELİR,
BU HASRET BİTER,
DÖNECEĞİM AĞLAMA...
BEKLE BENİ AĞLAMA!
Ağlama yar!
Bu aşka yanma...
Örterim de sokakları,
Öyle uyurum...
Yastığım olur bu kentin duvarları.
Ocağım tüter mi bilmem,
Gurbetin soğuk yalnızlığında...
Üşürsen ben yanarım seni ısıtmaya!
Tüter ocağın yangınımla.
Yanmasam tüter miydi ocağın!
YANMASAM OCAĞIN TÜTER Mİ?!
VEFASIZ YAR'E SÖZ GEÇER Mİ?!
HER GÜNÜM YALAN OLDU ŞİMDİ!
SEVDİM SENİ UMUT GİBİ...
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın...
Seni aramaktır, bulmaktır boynumun borcu!
Şehir şehir dolaşırım,
Kovulurum dokuzuncu köyden de uğruna,
Yine de yılmam,
Vaz geçmem seni aramaktan...
Üstüme yıkılan her durak,
Onurudur sensizliğe batmış yüreğimin.
Ve yokluğun..
Alır-gider neyim var neyim yoksa...
ALDI, GİTTİ NEYİM VAR NEYİM YOKSA.
KALANLARSA YALIN YALIN YANGINDI!
BU CAN BU BEDENDEN AYRILMIYORSA,
DAHA ÇOK ACIYLA YANACAK ÖMRÜM.!
Yanan, gönlümün direğidir.
Bir incecik sızı kalır derinimde...
Ve ben bu can bu bedenden ayrılmadan daha,
Yedi geceyi geçtim...
Yedi güvercin vurdum...
Yedi güvercin vurdum...
Yedi yıldız biçtim...
Yedi nehir içtim...
Yedi kez titredim bakışlarının karşısında...
Yedi yemin verdim...
Unutmak kadar acıdır bazen yaşamak!
Ve ne yeminler bozdum,
Geceler büyürken sensiz!
Ne yeminler...
NE YEMİNLER BOZDUM,
GECELER BÜYÜRKEN SENSİZ!
NE YEMİNLER BOZDUM,
YILLAR GEÇERKEN SENSİZ!
NE YEMİNLER BOZDUM,
TARİFİ BİLE İMKANSIZ!
SENİN İÇİN EY KARA SEVDA/M !
Senin için geçtim şehirlerden...
Seni aradı bu yürek olmadığın her yerde.
Bir tutam hayat buldum...
Kopmuştu, çekilmişti bütün suları!
Unutulmuştu bütün sözler...
Ben sözleri yokluğundan var ettim!
Su dedim, içtim andımızı...
Kader dedim, "yaz" dedim.
Son çaremiz...
YANDIM AMAN,
ÖLDÜM AMAN,
SARARIP SOLDUM AMAN,
KAYBOLAN YOLLAR,
ARDIMDA SEVDA/N VAR.
BIRAKIP GİDEMEM!...
Gidersen yıkılır bu kent, diyor şairler!
Sen beni bırakıp da git(mez)din!
Peki o zaman neden ben seni arıyorum!?
Neden gitmediğim her yerde oluyorsun!
Görmek için kapanacak gözlerim...
Kör bir ölümü yarım bıraktın!
Yarsız bıraktın!.
YARIM BIRAKTIN BENİ
YARSIZ BIRAKTIN BENİ
YALNIZ DEĞİLİM,
ISSIZ BIRAKTIN BENİ...
Issızlığımı ıskalamış bütün kalabalıklar...
Ve çarpık hüzünler döşemişler,
Bu şehrin kaldırımlarına...
Oysa sen benden gittin gideli,
Hiç yılmadım seni aramaktan...
Yorulmadım...
Utanmadım...
Ağlamadım...
Ve ufka baktım...
Ve ufkum oldun!
Beni her sabah bağrına basan güneşinin,
Beni her akşam satacağını bilerek,
Bundan da utanmadım...
Gocunmadım...
Yorulmadım...
Kimseye dargın değilim!
Bir kendime ağlarım.
Bir kendime dargınım.
Öyle ağırım ki kendime,
Sen benden gittin gideli...
ÖYLE AĞIRIM Kİ KENDİME,
SEN BENDEN GİTTİN GİDELİ...
TERİM Kİ SOĞUMUŞ TENİME,
SEN BENDEN GİTTİN GİDELİ...
ÖYLE BIKMIŞIM Kİ KENDİMDEN,
KURUDUM DÜŞTÜM DALIMDAN...
SANKİ RUHUM ÇIKTI CANIMDAN,
SEN BENDEN GİTTİN GİDELİ...
Gidişin bir şey eksiltmez ki yar!
Seni bulmaya çoğaltır beni.
Gitmeye giden gün batımları,
Hangi hüznü saklar benden...
Senden...
İkimizden...
Gözümün bebeğiydin yar!
Emeğimdin...
GÖZÜMÜN BEBEĞİSİN!
BEDENİM, YÜREĞİMSİN...
SEN BENİM EMEĞİMSİN!...
Emeğimsin yar!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın...
Kavgaydı kalbimin gözündeki fer!
Bir cebimde kan buldum, kullanılmış hayatın...
Alıp, bağrıma bastım...
Öfkem çaresizliğim anladım.
Öfkem çaresizlikti bildim.
Öfkem...
Çaresizlik...
Ölürsem, karanlığa gülümseyerek ölürüm.
Ve o zaman biter sensizlikte yaşıyormuşluk takliti...
Son kez yoklarım o zaman ceplerimi...
Son dikişte bir yanlızlık bulurum elbet kendime...
Ölümden korksaydım, aşık olmazdım yar!
Beni en çok yanlızlığım yaralar...
Meğer ne yanlızmışız insan olduysak...
Meğer ne yanlızmışız!
MEĞER NE YANLIZMIŞIZ İNSAN OLDUYSAK...
YAPRAK GİBİ O DA SESSİZ SOLMUŞSA!
YENİ GELMİŞ AYRILIĞA GÜLMÜŞSEM,
SANA OLAN SEVDAMDANDIR, BİLESİN!
Bilesin ki yar!
Eşkiya bir kahır biçmiş ömrümü.
Bir şiir yazdım,
İçinde ismin hiç geçmedi!...
Üstü kalsın,Söyleyemediklerimden anla beni'
Sustuklarımdan tanı beni...
DÜŞLERDE SEVDİM SENİ, SÖYLEYEMEDİM...
SESSİZ ÖPTÜM NEFESİNİ, SÖYLEYEMEDİM...
SANA BEN ŞİİRLER, SÖZLER BÜYÜTTÜM,
SANA BEN GÖZÜMDE YAŞLAR BÜYÜTTÜM,
SANA BEN UMMAN-I GİZLER BÜYÜTTÜM,
SÖYLEYEMEDİM!...
Söyleyemediklerimden,
sustuklarımdan anlasana yar!
Sevdanın hası suskun olandır!
Şimdi yaşadığın şehirde,
Dilimde suslarla kapındayım.
Açsana yar..!
Unutulmuş yaralarıma tuzdur adın...
Tutsana yar, geldim işte kapına!.
Nefesin tükendiğinde, gözlerime çark ettin karabasanları...
Bir elimi sana verdim, ötekini aramadım bile.!
Ne seni içimden terk edebildim
Ne de sana terk ettirebildim içimi...
Yalnızdım hep, çünkü sen vardın!
Uçmak düşmeyi göze almaktı, uçamadım...
Kapında kaldım bir dilenci utancıyla!.
Öylece baktım uzaklardan...
Çünkü ben seni uzaklarda sevdim.
Ben seni tuzaklarda sevdim,
Ben seni yasaklarda...
BEN SENİ UZAKLARDA...
BEN SENİ TUZAKLARDA...
BEN SENİ YASAKLARDA SEVDİM!...
Ben aşkta izi aramam ki yasaklar sustursun beni!
Eşkiya bir kahır biçti işte ömrümü...
Bir yangın geçivermiş yamacımdan
Belki yanmaz taş-duvar ama
Büyük yangınların izini taşır yar!
Ve bilirsin uzun lafın da kısası olmaz,
Yüreğimi yaksa da hüzün...
Bulamadım şu yaralarıma en uygun azadı.
Sonrasında kavgalar...
Küskün ölümler...
Hayat bana öğretti,
Güneşin ve güllerin bir tek kendilerine batmadığını!
Aynı yollardan geçsem de farklı sehpalarda idam edildim hep!
Ne sen'li bir yarın bıraktın ne de nefret ettin benden...
Nesine yandım ben bu yarin ahh!
Nesine kandım. . .
Yandım, yandım da yine unutmadım en deli hüznü,
Kor oldum ateşlerde...
Yakanlara değil, düşenlere eğiliriz bir tek!
Öyle onurlu yanarız yandık mı!
Öyle dimdik yanarız!...
Anlasan yar!
Nasıl yandım sana...
Anlamadın yar!
Yalanın ve ihanetin insafızlığı bendeydi.
Eşkiya bir kahır biçti ömrümü...
Benden soruldu uykusuzluğun yük olduğu gecelerin hesabı!...
Yine de unutulmuş yaralarıma tuzdur adın.
Yollarımı açardı ölüm...
Ölüm gelirdi su gibi bakışlarından!...
Yarım kalmışsam adamlığım ölmedi.
Ölüm tökezletir sadece...
Korkma ben düşmem yine de...
Herşeyden geçtim de bir aşkı geçemedim.
Bir aşka yenildim...
Şehirler eskittim, kapında bekledim!.
Açmadın!
Meğerse ölümmüş aşk diye aradığım!
Meğerse sulara yazmışım seni....
MEĞERSE SULARA YAZMIŞIM SENİ...
MEĞERSE RÜZGARA ÇİZMİŞİM SENİ...
DÖNÜP AĞLAMA, SEVMİŞİM SENİ...
DÖNMESEM DE OLUR!
Dönmesen de olur ecelim beni aldıktan sonra!
Ölüm gelir, ben giderim!
Kendimi topladım ben hayattan...
Tuttum elimden, ağladım gözlerimi...
Aşk dedim attım içime!.
Sonrası kalbini meşgul etmeyecek kadar basit!
İçimde bir sen aşk içinde...
İçinde bir ben, sen içinde...
İçinde bir biz, bin hiç içinde...
Sırrın kalemine perde indirdim
Ve bir kez daha yenildim!
Eşkiya bir kahır biçtiği ömrümde,
Unutulmuş yaralarıma tuz olan adını aldım,
İşte gidiyorum...
İŞTE GİDİYORUM...
BİRŞEY DEMEDEN,
ŞİKAYET ETMEDEN,
HİÇ BİR ŞEY ALMADAN,
BİR ŞEY VERMEDEN...
YOL AYRILIMIŞ,
GÖRMEDEN GİDİYORUM!.
NE KÜSLÜK VAR NE PİŞANLIK KALBİMDE...
GÜLÜYORUM SENİN YANINDA!.
SESİN YAKLAŞIR HER BİR ADIMDA,
AYAK İZİ ALMADAN GİDİYORUM!
GELDİĞİNDE KALBİM DE KIRILMADI,
GÖNÜL KUŞU ŞARKIDAN YORULMADI...
BANA KİMSE SEN GİBİ SARILMADI!
IŞIĞIMIZ SÖNMEDEN GİDİYORUM..!
Gidiyorum yar!.. Eyvallahhh..
Kahraman Tazeoğlu

17 Haziran 2008 Salı

Herkes Konuştuğunu Yazar Bense Sustuklarımı



Bir hayatın tozlu sayfaları içimi acıtan.

Ceplerimde kırık gece masalları duruyor,

Öksüzlüğümü avutuyor sonbahar.

Ne yana baksam sen oluyorum,

Parmaklarımı kanatıyor kirli duvarlar.

Kuşlar yuvalarından terk ediyor beni,

Bir sarsıntı geçiriyor yüreğim,sen şiddetinde...

Ellerime kar diye yokluğun yağıyor,

Aşk sorgusunda yüreğim can çekişiyor.

Yüzümde sensizliğin izleri,

Ayaklarımın altında bir yığın cam kırığı...



İçimden sökülen her kelime,

tekrar dönüp içime batıyor.

Ve her seferinde sana isabet ediyor.

Bir zindan karanlığı şimdi gecelerim,

Duvarlara sinmiş gözlerinin rengi...

Saatleri infaza çekiyor gelmeyişin,

Yavaş yavaş gidiyor benden hayat;

Damarlarımdan çekiliyor içimdeki sen !

Bense düşüyorum hiçlik ötesi bir hayata,

Kanıyorum sana, sende aşkı buluyorum

Hem de ayrılığa çarpa çarpa...



Suskunlukta sesler daha çok acıtıyormuş,

Bu yüzden senden harf harf kaçışım.

Yalnızlığıma esir düşüyorsun,

Bense kayboluyorum cümlelerinde.

Ve susuyorum sana, avaz avaz susuyorum.

Sende birikiyor içimin tüm sökülenleri

Ben dipsiz bir kuyu oluyorum.

Biriktiriyorum her harfimde seni...



Şimdi yokluğa düşüyor zaman,

Ben bir adımda düşüyorum senden.

Kuytularıma sokulma, bırak bana uçurumlarımı,

Kalemimden azat et beni,

Herkes konuştuğunu yazar, bense sustuklarımı...!!!





Kahraman Tazeoğlu

27 Mayıs 2008 Salı

Şehirler Olmasa Anılarımız Ölü Olurdu

...
ve hep uçurum kenarlarinda gülümsüyordun bana
nicedir kendimi biriktiriyorum herşey aşka varir diyerek
ve utanmadan aglayabiliyorum artik gidişlerine
bir tek sen çikiyorsun şehirden tüm kalabaliklar yalnizlaşiyor
içi boşalmiş bir kente içtigim antlari kusuyorum
"yanindayim" diyorsun en yanim bayramlaniyor
geceleri molasiz geçiyorum şehirleri
bir aşka bir ölüm yetmiyor bu çagda
gecemin en zifiri yanini kemiriyor bir sirtlan
ve leşim bir aşki kusmaya and içiyor
sönmüş olsa da
gölgeme bile sözüm geçmiyor artik
oysa ben şehir çocuguyum
yani yorgunum
her karanlik bir kent kursa da bana
içinde ellerin olmayan herşey sadece kalabalik
bilir misin yanimdakidüşler kirilarak çogalir
ve yoklaşarak azalmak
bir varoluş şeklidir çaresizligin
çünkü güneşi terk edenler çabuk ölür
elleri tütün kokulu gece yalnizlari
nikotin biriktirir gece nöbetlerine
bu yüzden
bütün çay bardaklarina dudak izim bulaşiyor
buralarda ölmek ve gülmek arasinda fark kalmamiş
sürüyorum kendimi
büyük sevdalarini küçük korkulara yedirtenlerin şehrinden
ömrüm!
kendine sakli bir kent bul
yarin gözlerinden yapilmiş
Kahraman Tazeoğlu

8 Mayıs 2008 Perşembe

Uykucu Kedi



son şiirde sustu bizi
devrik bir cümleyim şimdi
onarma beni
hangi cama baksam kırılıyorum
yalnızlık uyuyup
sen uyanıyorum
şiir döküyorum kirpiklerine
gül damlatıyorum içine
sen kuş öksürüyorsun
beni söylemediklerimden
terk ediyorsun
sonra mavi susuyorsun
ah uykucu kedi
hayat uçurumu bu
kıyısındasın
ne düşersin
ne kalırsın

sana saklıyım
çaldırma beni
sakın


Kahraman Tazeoğlu

Yanlış Anla Beni


keskin bıçak aşkının kestiği damarımdan fışkıran ayrılığı intihar ediyorum
kırık şakaklarıma yapıştırdığın teselliyi dudağımda uçuklattım
gidiyorsun yağmurun kızı çekmişsin pimini ayrılığa
gözlerinden ağrılar sızıyor çığlığını yüklerken gemilere
geldiğin her yere yabancısın içinde taşıyorsun katilini
tokada doydu yüzünün sol yarısı
kalın bir kalem altını çiziyor şimdi
kanat sürçüyorsun bir gidişe
ardında gurbetleşen kavuşmalarımız
yakıştırıyor her intiharı bana
benden çok sağanaksın
parmaklarımın ucusun
yaktım ve içtim
dön ve gül
gül ki
gözlerim
çiçeklensin
yalanlarla
saklıyorum
sevdamı
ne olur yanlış anla beni


Kahraman Tazeoğlu

2 Mayıs 2008 Cuma

Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin


rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme
durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor


yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım
sona kalırdım
sonra kanardım

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende herşeyken
canım
yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil

Kahraman Tazeoğlu

25 Nisan 2008 Cuma

Seni İntihar Ettim


deli dolu geçtik ateş hatlarından
sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
sevdikçe korktum
korktukça daha çok sevdim
er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
neden sonra farkına varıyor insan
ayağına takılan bütün taşları
yoluna kendi döşediğinin
senin yarınlara inancın benden yüklüydü
daha cesaretliydin
planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
er geç açacaktı biliyordun
deli sevdalı çocuk ruhumun
nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
bir sonsuzluk buldun kendine
ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza sonra birden
yeşil bir kentte
ılık bir yaz gecesine astın beni
sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
ödedim
cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
son sözün
ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
anılar kemirdi yüreğimi
felç oldu hislerim
zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
tek bir saniye bile süzülmüyordu
ters çevirmeye cesaretim yoktu
çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
korkağı olmuştum
aşkların sonrasında hüzün vardır
ya sen hüznü boğarsın
ya da hüzün seni boğar
ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
yaralı kuş rolüne soyunacağına
yürümeyi denemelisin
hayata dönmelisin
bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
ve sonunu infaz ediyordu içimde
o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
ölen ben olurdum
o gece
hayatın lekesiz bir anında
seni intihar ettim
şimdi katil benim
artık güncemde bir boşluksun
yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
ve sana ait sandığım her şeyin
aslında benim olduğunu öğreniyorum
hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
kendimi keşfettikçe
seni kaybediyorum
ve ufkuma sensizliği
korkusuzca geriyorum
Kahraman TAZEOĞLU

24 Nisan 2008 Perşembe

Yitikliğimize

Birbirimize dokunmalarımız korkak kelebeklerdir,
dokununca renkleri yıkılan...
Çünkü küskün çocuklar inanmazlar.
Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.
Susarım içimde bir yangın başlar.
Dokunsam arta kalan sen, kül olan ben.
Taş duvarlar yanmaz bilirim.
Büyük yangınların isini giyinirler.
(ama nafile..
hiçbir kalem ve hiçbir ben,
sonraki sayfada aynı sen’i bulamıyoruz.
uzaklar hep uzak kalıyor sevdaya...
sen yine de artık sesime düşme.)
Her gece gözlerimden hatıralar çalınmış.
Bir denizci ağ atmış yalçınlaşmış düşlerime...
Düşmüşüm.
Bir ses... giden gitmiştir demiş...
Susmuşum...
Bir baharın bedeliydi bu...
Kahraman TAZEOĞLU

22 Nisan 2008 Salı

Git






şimdi gidiyorsun
git
oysa senden tek bir damla istemiştim
sana kocaman bir deniz sunmak için
şimdi gidiyorsun
git

ne zaman başladı bu hikaye
anımsamak zor
gençtim
hazırda fırtınalarım vardı
dörtnala sevdalarım
komazdı öyle üç-beş nöbetleri
geceler içimi acıtmazdı böyle

bir insan bu kadar eksilebilir mi

hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
bu şehrin bir yerlerinde
düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
gözlerinde gizledi o seni
sen bilmedin
o adam bendim
unuttun mu

bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
seni unutamadı

işin kolayına kaçmadım
uğruna ölmedim yani
uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
sen bunu da bilmedin
ben bir bakışına bin anlam yükledim
sen aşka kestirmeden gittin

bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
şimdi gidiyorsun
git

bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
bütün ışıklarımı söndürüyorsun
bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
yazıklar olsun
yazıklar olsun
susuyorsun
susuyorum
susacaklarım bitmiyor

uzun lafın kısası olmaz
anlatacağım çok şey var
hoyrat bir rüzgar gibi geldin
aklımı ve hayatımı dağıttın
şimdi gidiyorsun
git

daha ayrılığa bile çarpmadan
aşk bizden döndü
bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
ama sana dokunmak da yasak bana
göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
sen var ya sen
allah kahretsin!

yani şimdi
gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
yani şimdi başkaları mı sevecek seni
başkaları mı tutacak ellerini

ben saçlarını okşadığım zaman
ellerin öksüz kalırdı
şimdi gidiyorsun
git

Kahraman TAZEOĞLU

Araz


"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum

sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki; kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun.
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz'ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler


her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum

en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden


kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah...


Kahraman Tazeoğlu

20 Nisan 2008 Pazar

Seni içimden terk ediyorum


Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın

Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yârini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi

Benden

İçimden

Terkediyorum

Kahraman Tazeoğlu